TASAVVUFÎ SANAT MÜZÎĞÎ

                

                 Tasavvufî Sanat Müziği, daha çok burjuva sınıfının oluşturduğu
        tarikatlarda seslendirilen ve sözel olarak bu tarîkatların inançları
        içeren bir müzik türü olup, tümüyle makamsaldır. Özellikle Mevlevilik,         Halvetilik ve bu tarîkatın kollarından olan Gülşenîlik gibi tarîkatlarda         seslendirilmiş olan Tasavvufî Sanat Müziği, tümüyle Geleneksel Sanat         Müziği'nin özelliklerini gösterir înançsal bir türdür. Aynı zamanda
        geleneksel bir müzik türü olan Tasavvufî Halk Müziği'ni belirleyen öğeleri         aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:
                 1. Dizgesel Öğeler: Diğer geleneksel türlerde olduğu gibi,onyedili         perde dizgesi kullanılır.
                 2. Çalgısal öğeler: Eskiden, "Kadirîlik, Rıfaîlik, Bedevîlik,
        Şazelîlik, Sadilik gibi tarikatlarda sadece el ile vurulan kudüm,
        zilsiz def, düblek" gibi çalgılar kullanmış olmasına karşın, günümüzde,         yalnızca gösteri amaçlı varlığını sürdürebilmiş rebab da, bu tür
        içinde kullanılan çalgılardandır. Günümüzde, hemen tüm Geleneksel
        Sanat Müziği çalgıları kullanılmaktadır.Mevlevilikte, bu çalgıları
        çalan topluluğa mutrîb heyeti ya da mutrîban denilmiştir. Bunun
        yanında, ney çalan topluluğun yöneticisine neyzenbaşı, kudüm
        çalanların yöneticisine de kudümzenbaşı denilmiş olup, çok eskiden,         söyleyenlere kavval ya da güyende denilirdi
                     3. Ezgisel Öğeler: Geleneksel Sanat Müziği'nin aynıdır. Makam
        ve seyir anlayışına uygun üretilmiştir.
                     4. Ritimsel öğeler: Usüllü ya da usulsüz olabilir. Geleneksel
        Sanat Müziği gibi, usüllü ezgilerde, ezgi, usüle bağımlıdır.
                     5. Biçimsel Öğeler: Genel olarak, özgür biçimler dahil, büyük
        soluklu biçimler kullanılmıştır.
                     6. Sözel Öğeler: İlgili akımın inancını yansıtır. Mevlevî
        tarîkatlannda sözler, ağırlıklı olarak Mevlana, Sultan Veled ve Eflaki'
        den seçilmiştir.
                     7. İcrasal Öğeler: Geleneksel Sanat Müziği'nin aynıdır.
        Bunun yanında, seslendirme sırasında ciddiyet ve vakar, temel koşuldur.
        Tasavvufî Sanat Müziği, tümüyle, bir tasavvufi tören müziğidir.Bu
        törenlerin temel taşı ise, genel olarak danstır . Sözgelimi; Halvetîlik
        ve kolları ile, Kadirîlik ve Halvetîliğin birleşmesinden" oluşan Eşrefîlik'
        te bu dansı adı devran'dır. Her tarikatın kendine özgü bir töreni ya da
        ayîni vardır. Zikr de denilen bu ayinlerde, derviş olarak adlandırılan
        tarîkat üyelerinin dansları, genel bir anlatımla zakir denilen kişilerin         seslendirdiği ezgiler eşliğinde yapılır. Zakirlerin, müziği ve söz konusu         törensel dansları çok iyi bilmeleri, falsosuz ve oldukça güzel bir sese
        sahip olmaları yanında, töreni idare yeteneğine de sahip bulunmaları
        temel koşuldu. .
                  Her tarikatın ayininde, değişik özellikler, dolayısıyla dans
        türleri bulunurdu. Örneğin, "bir kısmı ayakta zikrederlerdi. Bu tür
        zikirler yarıya kadar eğilip-kalkmak, dik dururken belirli hareketlerle
        zıplamak, yahut da sağa sola dönme suretiyle yapılır.Bir kurala
        bağımlı olarak yapılan bu tür zikirlere. Kıyam Zikri,denilirdi "Bir de
        el ele ya da kol kola tutuşmak suretiyle ve bir halka oluşturarak
        yapılan zikirler vardı. Sağ ayağını fazlaca ileri, sol ayağını biraz geri
        atmak ve bu hareketleri sürekli ilerleyerek dönmek yoluyla yapılırda
        Buna devran denilirdi Mevlevilikte ise, bu ayine,
                  Genel bir anlatımla mukabele' denilmiştir. Mukabele'de yapılan
        dansın adı sema'dır. Müzik eşliğinde yapılan dans sonucu vecd'e
        gelerek Tanrısal aşka ulaşma şeklinde de tanımlayabileceğimiz
        sema'nın temel öğeleri, aynı Tasavvufî Halk Müziği'nde yapılan
        semah'ta olduğu gibi,dans ve müziktir. Mukabele sırasında sema
        yapılan yere semahane denilmiştir. Sema yapanlar ise semazen olarak         adlandırılmıştır.
                  Gerek mevlevilik, gerek önceden sözünü ettiğimiz diğer
        tarîkatlarda yapılan ve Tasavvufî Sanat Müziği olarak adlandırdığımız
        temel türün alt türleri şunlardır:
                      Tasavvufî Sanat Müziği Türleri
                      1. Gülbang
                      2. Durak
                      3. Na't
                      4. Taksim
                      5. İlk Peşrev
                      6. Ayîn-i şerîf
                      7. Son Peşrev
                      8. Son Yürüksemaî

                      9. Sema
                      Gülbang: Tasavvufî Halk Müziği'nde açıkladığımız gülbang,
       Tasavvufî Sanat Müziği'nde de kullanılmıştır. Tümüyle sözel,
       yani ezgisiz, ya da, usulsüz ezgiyle söylenir. Bir duadır. Mevlevî
       törenlerinde,gülbang sonunda "hu" çekilir. Usulsüz ezgiyle seslendirildiği        zaman Bir tür özelliği gösterir.
                      Durak:Tasavvuf içerikli şiirlerin usulsüz olarak ezgilendiril-
       mesi, bu türü belirleyen birinci öğedir. Genel olarak dört dizeden,
       yani, bir kıtadan oluşmuş sözlerin yalnızca birinci ve üçüncü
       dizelerinin bestelenmiş olması yanında, 2. ve 4. dizelerin l. dizenin
       ezgisiyle seslendirilmesi, türü belirleyen diğer bir öğe olarak karşımıza
       çıkar. Bunun yanında, hemen tüm durakların "ah, dost' gibi katma
       sözcüklerle ve ilgili makamın durak ya da güçlü sesini belirten bir
       yönde başlaması, türü belirleyen üçüncü bir öğedir. Sözlerin
       mutlaka tasavvuf içerikli, daha çok da Tanrı'nin yüceliğini, O'nun
       özelliklerim içermesi, türü belirleyen son öğedir. Durakların 3. dizeleri
       meyan anlayışı ile bestelenirler. Başta Suphi Ezgi (1869-1962) olmak
       üzere, en çok durak besteleyen ve gerçekten bu türe "harikulade bir
       zenginlik kazandırmıştır ve tam yüzsekiz durak" bestelemiş olan
       Hüseyin Sadeddin Arel (1880-1955), durakları, durak türünün adından
       da yola çıkarak, yanlış bir mantıkla "durakevferi usulü ile notalamışlar,
       ama, bu eserlerde gerek sıkça karşılaşılan puandorg 'lar, gerek
       usulün aritmik oluşumu, gerekse ezgisel akışın ortaya çıkardığı
       usulsüzlük olgusu,durakevferi usulüyle notalama yapmanın yanlışlığını
       açıkça ortaya koymaktadır. Karşılaştırma yapılabilmesine olanak
       sağlama amacıyla,eski bir durak ile, Arel'in duraklarından birini
      
örnek olarak veriyoruz:

                      Na't: Tümüyle, Cami Müziği'nde sözünü ettiğimiz na't türü
       olup , özellikle, mevlevî tarîkatı içinde ve mukabele'nin basında
       seslendirilen bu na't'ın sözleri, Hz. Muhammed için, tarîkatın pîri sayılan
       Mevlana tarafından yazıldığından, dolayısıyla, eser; bir cami müziği
       türü olduğu halde, Mevlana'nın adıyla başladığından, Tasavvufî
       Sanat Müziği içinde yer almıştır. Beste, Itrî'ye (16387-17.12) aittir.
                      Taksim: . Tüm öğeleri Geleneksel Sanat Müziği'inde anlattığımız        taksim türü ile aynıdır.Yalnızca, seslendirildiği ortam, bölme ve amaç        nedeniyle değişik adlarla anılmıştır. Örneğin mukabele başladıktan
       sonra Yalnıca, seslendirildiği ortam, bölme ve amaç tarafından
       yapılan taksime post taksimi denilir. Bu taksim, kendinden sonra        seslendirilecek peşrevle mutlaka aynı makamda olmalıdır.
       Bunun yanında, yine mukabelede seslendirilen yürüksemaî'nin
       ardından seslendirilen kısa süreli ney taksimine de son taksim
       denilmiştir. Genel olarak, son yürüksemaî'nin makamındadır.
                  İlk Peşrev: Tüm öğeleri. Geleneksel Sanat Müziği'nde sözünü
       ettiğimiz peşrev'le aynıdır. Geleneksel Sanat Müziği'nde, faslı
       basında seslendirilmesinden yola çıkılarak, benzer şekilde, bir tür fasıl
       anlayışıyla üretilmiş olan ayin-i şerifin başında seslendirilir. Diğer
       peşrev'lerden ayrıdığı nokta, yalnızca devrikebir usulü ile bestelenmiş
       olmasıdır. Bunun yanında, Geleneksel Sanat Müziği anlayışı içinde
       bestelenmiş devrikebîr usüllü peşrevler de, Tasavvufî Sanat Müziği
       içinde kullanılmışlardır.
                  Son Perev: Ayîn-i şeriften sonra seslendirilen peşrev olup,
       diğer peşrevlerden farkı, genel olarak, 4/4'lük ölçü içinde ve hane
       teslim bölmesiz olarak bestelenmesidir. Dolayısıyla, bir peşrev türü
       olarak nitelendirilemez. Bu nedenle, hem seslendirildiği sırayı, hem de
       diğer peşrevlerin anlayışından farklı olduğunu vurgulamak için son
       peşrev denilmiştir.genel olarak bir bölümlü biçim içinde oluşturulmuştur.

                     Son Yürük semai: Geleneksel Sanat Müziğinde açıkladığımız
       yürüksemaî türüyle hiçbir benzerlik göstermez. Ayîn-i şeriflerin sonunda        seslendirilen ve mutlaka 4+2 biçimiyle oluşturulmuş yürüksemaî
       usulü ile, çalgısal ve genel olarak bir cümleli biçim içinde bestelenmiş
       ezgilerdir. Son Yürüksemaî denilmesinin nedeni, ayin-i şerîf içinde yer
       alan 3. selamdaki sözel ve çalgısal 6/8'lik bölümlerin de aynı adla
       bestelenmesi nedeniyle, "en son seslendirilen yürüksemai" anlamında,
       yalnızca usul gözetilerek verilmiş bir addır.
                     Ayîn-i şerîf: Kısaca ayin de denilmiştir. Mukabele'de
       peşrevden sonra seslendirilen çok büyük soluklu bir türdür. Türü
       belirleyen temel öğe, selam adı verilen dört bölmeden oluşması
       ve her selamın belirli düzümsel öğelere ve usul geçkilerine sahip
       olmasıdır.Bunun yanında, sözlerin tasavvuf düşüncesini içermesi,
       temel Koşuldur, Türü belirleyen bölmeleri (selamları) ve her selam
       içinde yer alan değişmez ritim öğelerin! aşağıdaki gibi gösterebiliriz:
                    
                     Ayînî-i şerifte Bölmeler

                     A) l.Selam: Sözel bir bölme olup, devrirevdn usülünde
       Bestelenir. Bu bölmenin, ayînin makamında başlaması ve o
       makamın durak ya da güçlü sesinde bitmesi gerekir.

                    B) 2. Selam:Sözel ve çalgısal iki bölmeden oluşan bu selam,
       mutlaka ağırevfer (9/4'lük) usulle bestelenir. Çalgısal bölmeye, önceden
       de belirttiğimiz gibi, terennüm denilir . Yalnızca neyler'in
       seslendirilmesi için yazılan bu bölmenin, sözel bölme ile aynı makamda
       olması, ya da, olmaması diye bir koşul yoktur.
                   C) 3.Selam: Devrikebir, aksaksemaî ve yürüksemaî usul sırayla
       ezgilendirilmiş sözel ve çalgısal üç bölmecikten oluşur. Çalgısal
       bölmeciklere terennüm denilir. Bu bölmeciklerin sırası şöyledir:

                   a) Devrikebir Bölmeciği: Sözel bölmeciktir. Son bir ya da iki
       ölçü aksaksemdî usulüyle bestelenerek, aksaksemaî bölmeciğine
       usul geçkisi yapılır.
                   b) Aksaksemdî Bölmeciği: Tümüyle çalgısal bir bölmecik
       olup,terennüm olarak adlandırılır. Neyler'in seslendirilmesi için
       yapılan bu bölüm, teslimi olmayan kısa soluklu bir sazsemaî gibidir.
                  c) Yürüksemdî Bölmeciği: Sözel bir bölmecik olup, 4+2
        bireşimli yürüksemdî usulüyle bestelenir. Sözlerin arasında zaman
        zaman bir aranağme ya da köprü olarak niteleyebileceğimiz,
        yine terennüm adı verilen neyler'in seslendirdiği çalgısal
        cümlelerle sözler birbirine bağlanır. Bu bölmeciğin bir diğer
        özelliği de, gittikçe hızlanan bir tempoya sahip olmasıdır.
        Bu nedenle, ayînin en coşkulu bölmeciği olup,bitişte, ritmik coşkunun         zirvesine ulaşır. Bu bölmeciğin sözel özelliği ise, mutlak
        surette Eflaki'nin yazmış olduğu "ey ki hezdr aferin" dizesiyle
        bağlayan dizelerden seçilir. Sözler şöyledir: "Ey ki hezdr aferin
        bu nice sultan olur Kulu olan kişiler Hüsrev ü Hakan olur
        Her kim bugün Veled'e indnuben yüz süreYoksul ise bay olur,
        bay ise sultan olur." 3.selamlar l. selam gibi ayînin en uzun
        bölmeleridir.
                   D) 4.Selam: Mutlak surette 2.selamın usulüyle aynı, yani,
        ağırevfer (9/4) usulüyle bestelenmiş sözel bir bölmedir. Bu bölme,
        bazen,ikinci selamın sözel bölmeciğiyle ezgi ve söz olarak
        tamamen aynı olabileceği gibi, bazen, yalnızca sözler, bazen
        de yalnızca ezgi 2. selamın sözel bölmeciği ile aynı ya da benzerlik
        olur. Bazen de, kendi basma bağımsız bir bölümcük olarak bestelenir.

                   Ayin-i şerife Genel Bakış

        Önceden de sözünü ettiğimiz gibi, ayînler, geleneksel bir tür
        olarak ve mutlaka Sema'yo. eşlik amacıyla oluşturulmuş bir Mevlevî
        Tarîkatı müziğidir. Bu nedenle, sözler, özellikle Mevlana'nın yazmış
        olduğu Mesneviden, bazen de, Mevlana'nın oğlu Sultan Veled'in
        yazmış olduğu sözlerin karışımından oluşur.3.selamın, S.bölmeciği
        ise,yine,biraz önce de belirttiğimiz gibi, Eflakî'nin yazmış olduğu
        dörtlükle oluşturulur. Bu bir gelenektir. Bunun yanında, ayinlerde
        makamsal olarak bağlayıcı hiçbir kural yoktur. Yalnızca,
        l.selamın makamıyla ayin anılır. Örneğin "Nayi Osman Dede'nin
        Rast Ayin-i şerif denildiğinde, l.selamın Rast makamında
        olduğu anlaşılır. Ama, bu bile kural değildir.
               Çünkü, bazen, besteci'nin Segah ayininde de olduğu gibi,
        l.selamda,başılangıç ve bitiş ayrı makamlardadır. Kuşkusuz ki,
        ayrı diye nitelendirdiğimiz bu makamlar, birbirleriyle kolayca geçki
        oluşturabilecek makamlardır. Bu olgu doğaldır. Çünkü asıl amaç.
        Sema dansına eşlik, yani, ritimdir. Bu nedenle de, geleneksel
        ayîn-i şerif,ritimsel kurallar üzerine oturtulmuş bir türdür.
        Burada, dikkatimizi çekmesi gereken konu, sema'ya eşlik
        amacıyla bestelenmiş olan ayinlerin, hiçbir zaman, mukabele
        sırasında tek basma seslendirilmemeleridir. Aksine, Geleneksel
        Sanat Müziği'nde sözünü ettiğimiz fasıl tümüden etkilenilerek,
        kendinden önce ve sonra seslendirilen başka türlerle birlikte
        icra edilir.
                Bu türlerin seslendirilme sırası şu şekilde belirtebiliriz:
                   1. Na't: Sözler Mevlana'nın olup, müzik Itrî'ye aittir.
                2. Post Taksimi: Neyzenbaşı tarafından, okunacak ayînin
        makamında yapılır.
               
3. İlk Peşrev: Dört hane bîr teslim bölmesinden. oluşan
        peşrev,çok zaman, ayîni besteleyen kişinin dışındaki bir başka
        bestecinin eseridir.
                4. Post Taksimi: Bir tür ara taksim olup, çok kısadır. şeyhin
        posta gelmesi sırasında doğaçlama
                   5. Ayîn-i şerif: Önceden açıkladığımız gibi, selam adı verilen
        dört bölmeden oluşur.
                   6. Son Peşrev: Ayînin bittiği makamda ve hane teslim anlayışı
        dışındadır. Bu peşrev de, çok zaman, bir başka besteciden alınır.
                   7. Son Yürüksemdî: Başka besteciye ait olabilir.
                   8. Son Taksim: Neyzenbaşı, ya da, neyzenlerden herhangi biri yapar.
                   9. Aşr-ı şerîf: Kur'an-ı Kerim'deki aşr duasının okunması.
                  10. Gülbang: Bitiminde "hu" çekilir.
                İşte mukabele sırasında, sözünü ettiğimiz bu türler, aynı sırayla
         seslendirilirler. Bir fasıl anlayışıyla düzenlenen bu akış içinde dikkatimizi
         çeken konu, değişik bestecilerin ürünlerinin biraraya getirilmesiyle
         oluşturulmuş olmasıdır. Hatta, bazen, belirli selamları eksik olan ayinler,
         bir diğer ayînin ilgili selamı alınarak seslendirilir. Örneğin; "Beste-i
         Kadîm" yani "eski beste" olarak anılan ayinlerden Dügah ayînde
         4.selam olmadığı için, bu eksiklik, yine aynı adla anılan Pençgah
         ayînin 4.selamından alınarak tamamlanır. Bunun da ötesinde, bu
         olgu, aynı bestecinin birden fazla ayîn bestelemesi sonucu da ortaya
         çıkar. Örneğin; Dede Efendinin bestelediği Sababüselik ayînin
         yalnızca l.selamı olup,2., 3. ve 4.selamları bestelemediğinden,
         bu eksik selam bölmeleri, aynı bestecinin Neva ayininden
         alınarak tamamlanır ve seslendirilir. Tüm bunların nedeni ise,
         biraz önce de belirttiğimiz gibi, temel amacın
               
Sema'ya eşlik, dolayısıyla, ritimsel bütünlüğü, hatta bir tür süiti
         oluşturmak olmasıdır. Bunun yanında, tür bilincinm ikinci derecede
         önemsenmesi ise, bir başka neden olarak düşünülebilir. Oysa,
         geçmişte takım ya da fasıl besteleyen bestecilerimizin varlığı
         bilinmektedir.
               Dolayısıyla, insanın aklına, "neden yalnızca ayîn besteleniyor
         da, ayini tamamalayan diğer türler aynı besteci tarafından
         bastelenmiyor?" sorusu gelmektedir. Nitekim bu sorı. Bir-iki
         bestecinin aklını kurcalamış ve bunun sonucuda,Nayi Osman          dede Rast,Uşşak,Çargah; Müsahip SDeyit Ahmet Ağa Nihavend;
         Üçüncü Selim Süzidilara;Dede efendi Şevkutarab ,Farahfeza;
         bolahenk nuri bey Buselik; Rauf yekte Yegah ce Çinücen
         tanrıkorur bayat-i araban ayin-i şeriflerini bu bilinçle bestelen-
         mişlerdir. Yani peşrev -ayin-son peşrev-son yürüksemai aynı besteci          tarafından üretilmiştir tamamlayan diğer türler aynı besteci tarafından          bestelenmiyor mu ?sorusu gelmektedir.
               Burada dikkatimizi çekmesi gereken konu ise, ilk peşrev-ayîn
         son peşrev-son yürüksemaî olmak üzere dört ayrı türün birleşmesinden          oluşan bir bütünün, neden yalnızca bütünü oluşturan parçaların birinin          adıyla,yani, ayini şerif olarak adlandırılmıştır. Kuşkusuz ki, bu mantık          yanlıştır! Çünkü, dört ayrı türün birleşmesiyle oluşan ve kesinlikle
         bir yeni türün ortaya çıkmasına neden olan olgu, yalnızca o
         türlerden birinin adıyla adlandırılmaz. Nasıl ki, peşrev'den sazsemaine
         uzanan türler zincirine fasıl, hatta Geleneksel Halk Müziği'nde
         türkü ve halk danslarının bireşimine dahi güvende takımı deniliyorsa,
         bu bireşiminde adı, mutlaka değişik olmalıdır. Bunun yanında, bu          adlandırmanın seslendirme amacıyla da ilgili olması, bizce, kesin
         koşul kabul edilmelidir, işte, tüm bu sıraladığımız nedenlerle,
         biz, ilk peşrev-ayîn-i şerif-son peşrev-son yürüksemaî'den oluşan
         yeni türü sema olarak adlandırıyoruz.Dolayısıyla, Sema adını
         verdiğimiz bu türü, bundan önceki türlerde yaptığımız gibi, aynı
         başlık altında bir kez daha ele almak ve türü oluşturan öğeleri
         ortaya koymak istiyoruz.

                  SEMA

               Türü belirleyen temel öğe, ilk peşrev-ayîn-i şerif-son peşrev ve
          son yürüksemaî adı verilen türlerin bireşimiyle oluşmasıdır.. Bu
          türlerin temel öğeleri ise, aşağıda gösterildiği gibidir:
                  A) İlk Peşrev: Dört hane ve bir teslim bölmeli olarak mutlaka
         devrikebîr usulünde bestelenmelidir. Post taksimi için, ölçüler,
         serbest yazımalıdır.

                       B) Ayin-i şerif : Selam adı verilen dört bölmeden oluşur. Her
         bölmenin ve bölmenin içinde bulunan bölmeciklerin ritmik' öğeleri
         vardır. Bu bölme ve bölmecikler şu şekilde sıralanır:
               a) l.Selam: Mutlaka devrirevan usülünde bestelenir. Bu
         bölme, sözel olup, terennüm adı verilen çalgısal iki bölmecikten
         oluşur.Terennüm bölmeciği, neyler tarafından seslendirileceği için,
         bu bölmecik yazılırken, ney'in cinsine göre ses genliği düşünülmek          zorundadır. Uzun, büyük soluklu bir bölmedir.
                  b) 2.Selam: Mutlak suretle 9/4'lük ağırevfer usulü ile
         bestelenir. Aynı l.selamda olduğu gibi, sözel ve çalgısal iki
         bölmecikten (terennüm) oluşur, l. Selama göre, küçük soluklu
         bir bölmedir.
                  c) 3. Selam: Devrikebir-aksaksemaî ve yürüksemaî olmak
         üzere üç ayrı bölmecikten oluşur. Bu bölmeciklerin kurgusu şöyledir:
                  1. Devrikebir Bölmeciği: Sözeldir. Son bir ya da iki ölçüde
         aksaksemaî usülüne geçki yapılır.
                  2. Aksaksemaî Bölmeciği: Çalgısaldır. Diğer çalgısal
         bölmeciklerde olduğu gibi, terennüm olarak adlandırılır. Hane-teslim
         bölmeli olmayan bir sazsemaî anlayış içinde bestelenir.
                  3. Yürüksemai Bölmeciği: Sözeldir. Sözler Eflaki'nin "ey ki
         hezar aferin" dizesiyle başlayan dörtlüğünden alınır. Sözlerin
         arasına köprü görevi yapacak çalgısal cümleler konulur. Bu cümleler
         bundan önceki çalgısal bölmeciklerin adıyla, yani, terennüm olarak          adlandırılır.
                Neyler seslendireceği için, yazılırken, seslendirecek ney'in
         ses genliği gözetilir. En önemli özelliği de, her terennümün ardından          temponun hızlanması ve en sonda ritmik hızın doruğa çıkarılmasıdır.
         Semainin en uzun ve büyük soluklu bölmesidir
                   d) 4.Selam: Mutlaka 9/4'lük ağırevfer, yani 2. selamın
         usulüyle bestelenir. Sözeldir. 2. selamın özeti, ya da, çatal
         çeşitleme gibi,yollarla benzeşiği olabilir. 2. selamdan da kısa
         soluklu bir bölmedir.
                   C.) Son Peşrev: Hane-teslim anlayışı olmadan, 4/4'lük ya da
         8/4'lük olarak bestelenen küçük soluklu ve bir bölümden oluşan
         çalgısal bölme olarak bestelenir.
                
D) Son Yürüksemaî: 4+2 bireşimli yürüksemaî ya da 3+3
         bireşimli ikizsemai usulüyle bestelenen çalgısal bir bölmedir. Genel
         olarak, bir cümleli ya da kısa süreli bir bölüm olarak bestelenir.
         Şimdi, Sema olarak adlanlandırdığımız bu türle ilgili olarak, Dede
         Efendi'nin en son bestelediği Ferahfeza Sema' yi (yanlış olarak
         Ferahfeza Ayîn denilmiştir) örnek olarak veriyoruz.

         Kaynak: Onur Akdoğu : Türk müziğinde Türler ve Biçimleri
                     sayfa 483-504

gümüşney anasayfa
ney'in tarihcesi
ney çeşitleri
kamış ve özellikleri
başparelerimiz
parazvane
gümüşney atölyesi
neylerimizin resimleri
ney kurslarımız
garantimiz
Ustam Kemal Köker hocamız
Rahmetli Arif Biçer Hocamız