Mevlâna'nın hayatının ikinci devresinin ürünü Mesnevî'dir. Altı ciltte 26000 küsur beyiti içine
alan bu manzum ve muazzam eser bütün dünya düşünürlerinin, üstünde önemle durduğu,
doğuda, batıda fırtınalar uyandırmış bir âbidedir. Mesnevî, görünüşte, basit bir hikâyeler
mecmuası gibidir; halbuki Mevlâna sırf kendi sâlikleri için yazdığı bu eserde kendi tasavvufî
inanışlarını, vahdet-i vücut Pantheisme'i bu hikâyeler arasından göstermektedir. Esasen bu
tarzı beyan, Şark'ın bir an'anesidir.
Menakıb-ül-ârifin yazarı Eflâkî'nin rivayetine göre bir gün Mevlâna
neş'eli bir anında iken çok
sevdiği ve yanından hiç ayırmadığı Hüsamettin Çelebi kendisine talebelerin Feridüddin Attar'ın
Mantık-ül-tayr ve Hakim
Sinaî'nin İlâhîname'sini okuduklarını, binaenaleyh bunlara benzer bir eser
hazırlamasını arzu ettiğini söyler; bunun üzerine Mevlâna sarığının kenarından çıkardığı bir
kâğıdı Çelebi'ye uzatarak böyle bir esere başlamış olduğunu gösterir. Bu kâğıt Mevlâna'nın kendi
eliyle yazdığı ve
Ham adam olgun adamı anlamaz;
O halde sözü kısa kesmek lâzım.
beyit ile biten, ilk onsekiz beyittir; Mesnevî'nin alt tarafı Mevlâna'nın
Hüsamettin Çelebi'ye
yazdırması sureti ile ve bazı aralarla on senede tamamlanmıştır.
On beşinci asır İran şâirlerinden Molla Cami, Mesnevî'nin önemini ve Mevlâna'nın büyüklüğünü
şu kıt'a ile ifade ediyor:
O, manevî âlemin hükümdarıdır.
Onun şahsiyetinin delili olarak Mesnevî' yi göstermek kâfi.
Ben bu yüksek şahsiyetin vasfında ne söyleyeyim :
O, peygamber değil, fakat elinde kitabı var.
Konya Halkevi Kültür Dergisi
Mevlâna Özel Sayısı
1943

|