Bu neyin sesi rüzgâr değil ateştir.
Bu ateş kimde yoksa yok olsun,
Neyin içine düşen ateş.
Şarabın içine düşen de aşkın cûş ve hurûşudur.
Mevlâna'nın ölümüne sebep hangi hastalıktı?
Bu mesele kat'iyetle halledilmiş değildir. Kırk gün kadar süren
hastalığı esnasında tedavisine özen gösteren o devrin büyük hekimleri,
İbrahim Tebrizî, Ekmelüddin ve Gazanferî, hastalığın teşhisine muvaffak olamamışlar ve Mevlâna
Hicrî 672 (Milâdî 17 aralık 1273) de bu fânî âleme gözlerini kapamıştır.
Mevlâna, hastalığının son gününde, yanından hiç ayrılmayan oğlu Sultan Veled'e o gün kendini iyi hissettiğini söyleyerek istirahat tavsiye ettikten sonra şu nefis ve son gazelini söylüyor :
Sen git, geceleri rahatsız olan beni, bu biçareyi yalnız başına bırak.
Biz, gece, sabahlara kadar
yalnızca çırpınan sevda dalgasıyız. İstersen,gel, lütfet, istersen, git, cefa et. Güzel yüzlülerin şahı
için ahde vefa vacib değildir. Ey soluk yüzlü âşık, sen sabret, vefakâr ol. Bizi gücenerek öldürenin gönlü taş gibidir. Bizi öldüren, kanımızın bahası için hiç bir tedbir söylemiyor. Bu derde ölmekten
başka çare yok. O halde buna deva bul diye ben nasıl söyleyim. Dün gece rüyamda aşk
mahallesinde bir ihtiyar gördüm;
başıyla işaret ederek bizim tarafa gel dedi. Gerçi bu yolda
ejderha varsa
da zümrüt gibi bir aşk da var. İşte o zümrüdün parıltısıyla ejderhayı defet.
Artık kâfi; ben kendimde değilim. Eğer sen hüner göstermek istersen Ebu Ali'nin tarihini söyle.
Ebu Alâ'nın tenbihinden bahset.
Eserleri :
- Yukarıda işaret etmiştik : Mevlâna'nın eserleri, hayatı gibi, iki devrenin, iki ayrı zihniyetin mahsulüdür; ilk devrede, yani Şems-i- Tebrizî ile sıkı münasebet tesis ettiği zamana kadar olan
ve daha ziyade zahir ilimler ile uğraştığı yıllarda bu ilimlerle alâkalı mevzular üzerinde eserler hazırlamıştır; bu eserler Fih-Mafih, Mecalis-i-Seb'a, Mektubat ve Divanı Kebir'den ibarettir.
Fih-Mafih ile Mecalis-i- Seb'a kendi mensuplarını irşad etmek maksadile hazırladığı dinî öğütlerden ibarettir. Kuvvetli ihtimale göre Mevlâna, Mecalis-i Seb'a'yı teşkil eden yedi öğüdünü
Türkçe olarak söylemiş ve bunları zapteden zat - devrin Türkçe neşriyata karşı aldığı vaziyeti düşünerek Acemceye çevirmiştir. Bu öğütler arasında, söz icabı, âyet, hadîs ve Acemce beyitler
de vardır.
Mektubat ise devrin Hükümdarlarına, Vezir, Emîr ve Kadılar gibi
devlet adamlarına, herhangi
bir şahsı tavsiye etmek için Mevlâna'nın yazdığı 144 mektuptan oluşmuştur; bu açıdan Anadolu Selçuklu tarihi bakımından çok önemlidir.
Divan-ı kebir, Mevlâna'nın şairlik sıfatlarını çok güzel belirten
şiirlerinin toplandığı bir
eserdir; doksan bin kadar beyiti içeren eden
bu divandaki gazel ve rubaîlerden Mevlâna'nın
Arap ve Acem edebiyatlarını derinden incelediği anlaşıldığı gibi Şark'ın o zamana kadar en büyük
şâirlerini gölgede bırakacak bir kudrette olduğunu da göstermektedir.
mevlana6 >>> |