









Yine aynı asrın tanınmış şâirlerinden Hafız da Mevlâna'yı öven şu sözleri söylüyor :
Ey sabâ ! Sen Celâleddin'in bendesi ol ki cihanı yasemen ve sûsen-azade ile doldurasın. Hoca, Mesnevî'nin gazellerile şarap içmiş diye bağdaki kuşlar kafiyeli konuşuyor ve lâtifeler söylüyorlar. Sâkî, galiba sen Hafıza fazla şarap içirdin ki Mevlevî destarının taylasan'ı perişan oldu.
Mevlâna'nın hayatını yazan eserler onun derin tevazuundan, gösteriş sevmediğinden, hele hükümdarlarla
sıkı temastan hiç hoşlanmadığından bahsederler. Eflâki bu hususta şu vak'aları kaydediyor :
I. - "Sokakta gidiyorken çocuklar gelip elini öperlerdi. Bir defa bir küçük yumurcak uzaktan bağırdı: oh, ne olur Hudavendigâr, biraz bekle, işte oyunum bitiyor, ben de gelip senin elini öpeceğim. Bekledi, çocuk oyunundan kurtulup geldi. Elini öptü." [Mecalis-i- Seb'a-i- Mevlâna -Feridun Nafiz Uzluk'un sunumu ]
II. - "Bir defa İzzettin Keykâvus Sarayın büyük memurlarile ziyaretine gelmişti.
Mevlâna medresenin sofasında geziniyor, marifetler söylüyordu. Hükümdar ve Saray erkânına karşı medresenin kapısını kilitledi. Gelenleri yüz-geri çevirtti"
[Mecalis-i- Seb'a-i- Mevlâna -Feridun Nafiz Uzluk' un sunumu ]
Mevlâna'nın, yazdığı eserlerin lisanına bakarak, Türk olmadığını ve hattâ, evinde Acemce konuştuğunu söyleyenler olmuştur. Bu, orta çağlarda ön Asya'da kurulmuş Müslüman -Türk devletlerinin tarihini bilenlerce gülünç bir iddiadır; çünkü aynı devirlerde batı medeniyeti çevresinde yaşıyan milletler müşterek ilim, edebiyat hattâ resmî haberleşme dili olarak nasıl Lâtinceyi kullanmışlarsa İslâm camiasına dahil Şark milletleri de aynı mahiyette bir dil olarak Acemce ve Arapçayı kullanmışlardır; Mevlâna, herhalde zamanında, bu noktadan bazılarının hücumuna uğramış olacak ki bunlara cevap olarak şöyle diyor:
Beni yabancı sanmayın, ben sizin memleketinizde kendi evimi arıyorum;
Her ne kadar Acemce söylüyorsam da aslım Türk'tür.
Mevlâna'nın Türkçe şiirleri de bulunması bu hakikatin ayrı bir delilidir:
Hicrî 676 senesinde Cimri namında ve Selçuk hanedanına mensub olduğunu iddia eden bir şahsı Selçuk tahtına oturtan Karaman oğlu Mehmed beyin Selçuk Hükümdarlarının Acemperestliğine karşı cephe alarak Türk dilinin yayılmasına karar vermesinden evvel Mevlâna Türkçe şiirlerile bu inkılâp hareketinin önderi olmuştur, denebilir.
Şems-i- Tebrizî ile münasebet tesisinden itibaren tasavvufî mânada bir "aşk" ile çırpınan "fevkalâde
akıcı bir zekâ, çok ince bir ruh, eşsiz bir vecd, örneksiz bir aşk, emsalsiz bir seziş ve buluş kabiliyetinin, neş'enin, coşkunluğun, hayranlığın, hülâsa bütün ma'nâ âleminin temsilcisi " olan Mevlâna, Ney' in de
hicran ateşi ile yanıp tutuştuğunu şu mutasavvıfane beyitlerle ifade etmektedir :
mevlana5 >>>