



Ana tarafından Horasan Emîri Harzemşahlardan Alâeddin Hurrem Şah'a dayanmaktadır.
Babası Sultan-ül-ulema Bahaeddin Veled'in Belh'te ilim ve fazileti itibarile Harzemşahı Kutbuttin Mehmed (1200-1220) in nüfuzuna yakın bir vaziyet alması ve meşhur tefsir sahibi Fahreddin Razî'nin Sultan-
ül-ulema aleyhinde Harzem Hükümdarına yaptığı hasetle yaptığı telkinler Bahaeddin
Veled'i Hükümdarın nazarında rakip ve tehlikeli bir vaziyette göstermişti; nihayet Kutbuttin Mehmed'in imâlı sözleri üzerine Bahaeddin Veled, yurdunu terkle ve Bağdat, Şam, Hicaz ve Erzincan'a uğrayarak Lârende'ye
[şimdiki Karaman] gelip yerleşmişti.
O sırada Konya Selçukîleri tahtında birinci Alâeddin Keykubad (1219-1237) bulunuyordu. Bahaeddin Veled
Bağdat'ta iken Konya Hükümdarı tarafından Selçuk
merkezine gelmesi için davet edilmiş fakat, herhalde
kendi vatanında uğradığı felâke
bir daha duçar olmamak için bu daveti kabul etmemişti; Lârende'de bulunduğu sırada birinci Alâeddin Keykubad'ın inatla ısrarlı daveti karşısında kalınca teklif ettiği bazı
şartların kabulü üzerine Konya'ya gelip yerleşmeğe karar vermişti.
Mevlâna kuvvetli bir ilim muhiti içinde büyüyordu: Sadreddin Konevî, Sıracüddin Ürmevî, Şemseddin Mardinî, Burhaneddin Tirmizî ve daha, asrın diğer büyük ve müteşerri' âlimleri Konya'da bulunuyorlardı.
Mevlâna, babasının ölümünden sonra (1230) o zamana kadar elde ettiği malûmat genişletmek maksadile
Haleb'de Hallaviye ve Şam'da Makdemiye medreselerinde öğretim yapan ve o zamanın şöhretli âlimleri sayılan Muhittini Arabî, Sadreddin ve Osman Rumî'lerin yanına koştu; burada zahir ilimler ile beraber tasavvufla da meşgul oldu. Konya' ya döndüğünde Mevlâna artık Şark ilim hayatının parlak bir yıldızı haline gelmişti.
Mevlâna, Şam'da bulunduğu sırada İbranî dilini öğrendiği gibi Rumcayı da bildiği anlaşılmaktadır.
Mevlâna'nın hayatı iki devreye ayrılabilir:
l- Başlangıcı hangi sene olduğunu kestirmek mümkün olmayan ve babası Sultan
ül-ulema ile zamanının diğer âlimlerinin tesiri altında kaldığı devir.
2- 642' de Şems-i Tebrizî ile münasebet tesis etmesiyle başlayan devir.
Mevlâna, birinci devrede daha ziyade eskilerin zahir ilimleri dedikleri fıkıh, tefsir, hadis ve kelâm gibi ilimlerle meşgul olmuş ve İran, Arap edebiyatlarını derinden tetkik etmiştir ve bu devrede "Mesnevî" den başka diğer eserlerini hazırlamıştır.
Mevlâna Hakîm Sinaî ve bilhassa çocukluğunda Nişabur'da tanıdığı Feridüddin Attar'ın tesiri altında kalmıştır. Mesnevisinde diyor.
Attar ruh ve Sinaî onun iki gözüdür;
Biz, Attar ve Sinaî' nin arkasından geldik
mevlana3 >>>